KİM İTTİ BENİ
Kim itti beni dünyaya. Yoksa kendim mi geldim bilmiyorum.
Hatırlamadığım başlangıcımın başı, unuttuğum sonumdan sonra mı yoksa?
Var olmayan bir ölümlü müyüm ölümsüzlük yurdunda?
Yoksa doymadığım için mi ölümlüyüm doğmalara?
Bilmediğini öğrenmek için sıfırdan yeni bir maceraya atlayacak
bu cesaretimin kaynağı ne pekiyi?
0 dan 1′e her gelişimde unuttuğum sıfırlığımın mutluluğunu bana hatırlatıp
beni 10′a vardıracak kutlu 9′u Levh-i Mahfuz’da buldum ben.
İtilmeyi beklemeden atlayın derim gerçek mutluluğa.
Okuyun şimdi ve mucizelere hazır olun.
13 Eylül 2013 Cuma
6 Eylül 2013 Cuma
SIFIR HAYALİ
SIFIR HAYALİ
Herşeyi sevmek için sevilmeyi şart koşmayan saf bir çocuğum ben; içindeki sevgilinin aşkıyla gözleri hep parlayan. Aşkından deli olmuş deseler bile umursamaz bir yaramazım asık suratları. Kendi dünyamı anlatırım kendime de kendim çalar kendim dinlerim. Şikayet etmeden halimden, hallerime hükmederim. Tek kaynağa inanır ve tek onunla beslenirim.
Ağrısa bir yerim mazoşist olur gülerim. Saldırsa biri bana sadist role girerim. Alay etseler benimle, palyaço kesilirim. Övseler beni, içime dönüp selam veririm. Öldürseler hemen dirilir, hapsetseler rüyalarda gezerim. Aç susuz kalsam, irademe kas yaptırır güçlenirim. Aldatılsam “Oh be kurtulmuşum” derim. Şantaj yapsalar “Tamam da dediğinizi yaparsam bu size herkese şantajla hükmedebileceğinizi düşündürecek. Buna izin veremem.” derim. Çalsalar malımı, keşke çalsalardı kapımı derim. Gasp etseler malımı hukuk var mı diye bakınır, yoksa henüz güneş doğmamış buralara der göçerim.
Sevdiğim ölse, yaşaması gerekeni aldı ve gitti demek ki der, “Hoş gittin”i eklerim. Her doğan bebişe de “Hoş geldin” derim. Sevmediğim kimse olmadığı için nahoş vedalar etmem de kimilerine “Selam” der geçerim. Fakat işittiğim her “Selam”a da açıktır kulağım her daim.
Hatalarımı ve eksiklerimi biriktirip affedişlerimde harcarım. Hiçi asla bilmediğim içindir hepi her affedişim. Herkesi affedebilmek bana güç verir, kendimi affedebilmem için. Çünkü en kötü benim. Eksi sonsuza kadar uzanır benim kötülüklerim. En iyi de benim ama şaşırsanız da. Çünkü artı sonsuza da uzanır iyiliklerim. Her eksiyi, artıyla işte böyle dengelerim.
Ben kim miyim?
Terazinin ortasına oturan sıfır hayaliyim. Tek olan sonsuzun biricik kulu ; sıfır noktasını hedefleyip yokluk deneyinde var olmuş o neşeyim. Levh-i Mahfuz ipine sarılmış tırmanan küçük tırtıllardan biriyim. Ölüm ve yaşamın ortasında nefes alan ve nefes verenim.
Sıfır ruhu doğsun kalbimizde. Selam olsun hepimize,
Herşeyi sevmek için sevilmeyi şart koşmayan saf bir çocuğum ben; içindeki sevgilinin aşkıyla gözleri hep parlayan. Aşkından deli olmuş deseler bile umursamaz bir yaramazım asık suratları. Kendi dünyamı anlatırım kendime de kendim çalar kendim dinlerim. Şikayet etmeden halimden, hallerime hükmederim. Tek kaynağa inanır ve tek onunla beslenirim.
Ağrısa bir yerim mazoşist olur gülerim. Saldırsa biri bana sadist role girerim. Alay etseler benimle, palyaço kesilirim. Övseler beni, içime dönüp selam veririm. Öldürseler hemen dirilir, hapsetseler rüyalarda gezerim. Aç susuz kalsam, irademe kas yaptırır güçlenirim. Aldatılsam “Oh be kurtulmuşum” derim. Şantaj yapsalar “Tamam da dediğinizi yaparsam bu size herkese şantajla hükmedebileceğinizi düşündürecek. Buna izin veremem.” derim. Çalsalar malımı, keşke çalsalardı kapımı derim. Gasp etseler malımı hukuk var mı diye bakınır, yoksa henüz güneş doğmamış buralara der göçerim.
Sevdiğim ölse, yaşaması gerekeni aldı ve gitti demek ki der, “Hoş gittin”i eklerim. Her doğan bebişe de “Hoş geldin” derim. Sevmediğim kimse olmadığı için nahoş vedalar etmem de kimilerine “Selam” der geçerim. Fakat işittiğim her “Selam”a da açıktır kulağım her daim.
Hatalarımı ve eksiklerimi biriktirip affedişlerimde harcarım. Hiçi asla bilmediğim içindir hepi her affedişim. Herkesi affedebilmek bana güç verir, kendimi affedebilmem için. Çünkü en kötü benim. Eksi sonsuza kadar uzanır benim kötülüklerim. En iyi de benim ama şaşırsanız da. Çünkü artı sonsuza da uzanır iyiliklerim. Her eksiyi, artıyla işte böyle dengelerim.
Ben kim miyim?
Terazinin ortasına oturan sıfır hayaliyim. Tek olan sonsuzun biricik kulu ; sıfır noktasını hedefleyip yokluk deneyinde var olmuş o neşeyim. Levh-i Mahfuz ipine sarılmış tırmanan küçük tırtıllardan biriyim. Ölüm ve yaşamın ortasında nefes alan ve nefes verenim.
Sıfır ruhu doğsun kalbimizde. Selam olsun hepimize,
Mutluluk Kaderiniz
MUTLULUK KADERİNİZ
Barış geleceğin tek dinidir. Teknoloji de bu geleceğin habercisi. Değişim ise gelmemiz gereken noktaya doğru bizi sürükleyen canlılığın kan akışıdır. O noktaya yaklaşıldığında Levh-i Mahfuz bilgisi açılır, önümüze konur ve gören; gördüğünü anlamaya başlar. Hayatın hızlandığı bu çağda cevaba daha da yaklaşır böylece insanoğlu. Hâlâ okumadıysanız bile paniğe gerek yok. Vakti gelince okursunuz zaten. Hep düşündüğünüz gibi özelsiniz, bu doğruyu unutmayın yeter. Özel olduğunuzun kanıtı ise özünüzde saklı, el değmemiş hazinenizdir. Onu bulmak, zincirleri kırarak özgürleşmenizi sağlayacaktır.
Bilmediğiniz; mutlu olmanın kaçamayacağınız kaderiniz olduğudur. Sizi mutsuz kılan, tüm bu anlayamadıklarınıza kızmanızın tek nedeni ise henüz kim olduğunuzu ve burada ne aradığınızı bilmemenizden başkası değildir. Her şeyin tepetaklak olduğu bugünlerde doğacak sürprizlere hazır olun. Değişin artık ve inançlarınıza müdahale edin. Düşüncelerinizi içinize yönlendirin. İç yapınızı güçlendirin. Unutmayın ki dışarıda fırtınalar kopsa da bindiğiniz geminin sağlamlığını içeriden anlarsınız ancak. Ne kadar su aldığına bakarak. Bilin ki hayatınızdaki soruları ve sorunları çözmek için, bakış açınızı değiştirmeniz yeter. Düşünün bakalım şimdi kimin bakış açısıyla bakıyorsunuz bu dünyaya? Kim size sizi anlattı da ona hemencecik inandınız böyle? Çocukluğunuza geldi sanırım bu saflığınız. Yeteri kadar sindirebildilerse de sizi, düşünmeye korkar halde yuvarlanmaktasınız demektir hâlâ çaresiz karanlığınızda. Sarsmalı öyleyse son bir kez daha sizi. Cevap verin bana. Fidanken zehirlenen bir ağaç; zehirlendiğini anlayacak kadar dokunabilir mi güneşin ışığına, o cılız yapraklarıyla? Yoksa çocukken dur diyemediğiniz büyükleriniz, kıramadıkları yanlış inanç zincirlerini sizin de mi boynunuza doladı? Bekleşen koyunlara mı çevirdiler sizin gibi arslan yavrularını?
Hiç şüphesiz bir gerçektir ki inandıklarınız, sizi şekillendiren kimlik bilgilerinizdir. Acı çekiyorsanız şayet önce inançlarınızı sorgulayın. Korkmayın ve inandıklarınıza kendiniz karar verin artık hemen şimdi. Geç değil hiçbir gün uyanmak için. Çünkü geç kalmak yoktur hayatta; o gün doğmaya geciken güneş olmadığı gibi. Karanlık ise yanlış seçimler yaptıran sorgusuz kabullerinizin, güneşe uzanacak cesaretinizi kırmasıdır sadece. Ve dur demedikçe siz bu döngüye; kendini koyun sanan mutsuz bir arslan olarak öleceksiniz ve kaderinize kavuşmak için tekrar geri döneceksiniz. Selam olsun hepimize.
Barış geleceğin tek dinidir. Teknoloji de bu geleceğin habercisi. Değişim ise gelmemiz gereken noktaya doğru bizi sürükleyen canlılığın kan akışıdır. O noktaya yaklaşıldığında Levh-i Mahfuz bilgisi açılır, önümüze konur ve gören; gördüğünü anlamaya başlar. Hayatın hızlandığı bu çağda cevaba daha da yaklaşır böylece insanoğlu. Hâlâ okumadıysanız bile paniğe gerek yok. Vakti gelince okursunuz zaten. Hep düşündüğünüz gibi özelsiniz, bu doğruyu unutmayın yeter. Özel olduğunuzun kanıtı ise özünüzde saklı, el değmemiş hazinenizdir. Onu bulmak, zincirleri kırarak özgürleşmenizi sağlayacaktır.
Bilmediğiniz; mutlu olmanın kaçamayacağınız kaderiniz olduğudur. Sizi mutsuz kılan, tüm bu anlayamadıklarınıza kızmanızın tek nedeni ise henüz kim olduğunuzu ve burada ne aradığınızı bilmemenizden başkası değildir. Her şeyin tepetaklak olduğu bugünlerde doğacak sürprizlere hazır olun. Değişin artık ve inançlarınıza müdahale edin. Düşüncelerinizi içinize yönlendirin. İç yapınızı güçlendirin. Unutmayın ki dışarıda fırtınalar kopsa da bindiğiniz geminin sağlamlığını içeriden anlarsınız ancak. Ne kadar su aldığına bakarak. Bilin ki hayatınızdaki soruları ve sorunları çözmek için, bakış açınızı değiştirmeniz yeter. Düşünün bakalım şimdi kimin bakış açısıyla bakıyorsunuz bu dünyaya? Kim size sizi anlattı da ona hemencecik inandınız böyle? Çocukluğunuza geldi sanırım bu saflığınız. Yeteri kadar sindirebildilerse de sizi, düşünmeye korkar halde yuvarlanmaktasınız demektir hâlâ çaresiz karanlığınızda. Sarsmalı öyleyse son bir kez daha sizi. Cevap verin bana. Fidanken zehirlenen bir ağaç; zehirlendiğini anlayacak kadar dokunabilir mi güneşin ışığına, o cılız yapraklarıyla? Yoksa çocukken dur diyemediğiniz büyükleriniz, kıramadıkları yanlış inanç zincirlerini sizin de mi boynunuza doladı? Bekleşen koyunlara mı çevirdiler sizin gibi arslan yavrularını?
Hiç şüphesiz bir gerçektir ki inandıklarınız, sizi şekillendiren kimlik bilgilerinizdir. Acı çekiyorsanız şayet önce inançlarınızı sorgulayın. Korkmayın ve inandıklarınıza kendiniz karar verin artık hemen şimdi. Geç değil hiçbir gün uyanmak için. Çünkü geç kalmak yoktur hayatta; o gün doğmaya geciken güneş olmadığı gibi. Karanlık ise yanlış seçimler yaptıran sorgusuz kabullerinizin, güneşe uzanacak cesaretinizi kırmasıdır sadece. Ve dur demedikçe siz bu döngüye; kendini koyun sanan mutsuz bir arslan olarak öleceksiniz ve kaderinize kavuşmak için tekrar geri döneceksiniz. Selam olsun hepimize.
2 Eylül 2013 Pazartesi
SIFIR ORTASI
SIFIR ORTASI
“Dursun artık!” dedi insan. Bu acı, gözyaşı bitsin istedi.
Cenneti istedi henüz ona girmemiş olan. Bir selam bekledi yıllarca.
Bir ses, bir umut. En yakından geldi bir gün o ses. Mutlulukla doluverdi birden.
Selam işitince, kişisel olarak girse de cennetine, alevler dokunuyor hâlâ neşesine.
Herkes mutlu olsun diye atlayası geliyor alevin ortasına da söndürmek için;
durduruyor bir ses. “Senin yanmaman ateşi söndürmez ki. Unutma ki yakmadığın
ateşi sen söndüremezsin. Yakan söndürür ancak.”
Yaşamı ve ölümü düşündü insan. Hareketi gördü. Dedi ki ses: “Hareket içeriden
başlar ve içeride biter. Durduğunda ise yeniden başlayarak yenilenir. Hareketin
olmadığı yerde canlılıktan da bahsedemezsin. Canlı olmayı öğrenirken burada sen;
varoluş yolunda kaybolan değil, kendi kendine her gün şekil verensin. Düşüncelerinle
yaşar ve öğrenirsin. Yeniye açılacak cesareti bulduğun gün de şekil değiştirirsin.
Dengeli bir duruşu öğrendiğinde her engeli geçerek sıfıra dönüşeceksin.”
Durma şimdi artık canlılık durmaz. Yanma sakın artık bilen yanmaz.
Ayna olma artık da bakan kendini görmesin sende. Şaşırt onları da; katılsınlar neşene.
Sıfır olmak için sıfırın ortasında bir nokta ol önce. Her bakana eşit, her yerde bir ol böylece.
Dön durmadan, döndür başları. Anlat ki bitsin bu gözyaşları.Kötüyü anlat kötüye
affetsin kendini ve sönsün. Sıfırı anlat iyiye de üzülmeden yaşamayı görsün.
Ölüme gülümse, yaşama gülümse. Sııfırda buluştur onları ve birle.
Levh-i Mahfuz bilgisi dağılsın tüm evrene. Selam hepimize,
“Dursun artık!” dedi insan. Bu acı, gözyaşı bitsin istedi.
Cenneti istedi henüz ona girmemiş olan. Bir selam bekledi yıllarca.
Bir ses, bir umut. En yakından geldi bir gün o ses. Mutlulukla doluverdi birden.
Selam işitince, kişisel olarak girse de cennetine, alevler dokunuyor hâlâ neşesine.
Herkes mutlu olsun diye atlayası geliyor alevin ortasına da söndürmek için;
durduruyor bir ses. “Senin yanmaman ateşi söndürmez ki. Unutma ki yakmadığın
ateşi sen söndüremezsin. Yakan söndürür ancak.”
Yaşamı ve ölümü düşündü insan. Hareketi gördü. Dedi ki ses: “Hareket içeriden
başlar ve içeride biter. Durduğunda ise yeniden başlayarak yenilenir. Hareketin
olmadığı yerde canlılıktan da bahsedemezsin. Canlı olmayı öğrenirken burada sen;
varoluş yolunda kaybolan değil, kendi kendine her gün şekil verensin. Düşüncelerinle
yaşar ve öğrenirsin. Yeniye açılacak cesareti bulduğun gün de şekil değiştirirsin.
Dengeli bir duruşu öğrendiğinde her engeli geçerek sıfıra dönüşeceksin.”
Durma şimdi artık canlılık durmaz. Yanma sakın artık bilen yanmaz.
Ayna olma artık da bakan kendini görmesin sende. Şaşırt onları da; katılsınlar neşene.
Sıfır olmak için sıfırın ortasında bir nokta ol önce. Her bakana eşit, her yerde bir ol böylece.
Dön durmadan, döndür başları. Anlat ki bitsin bu gözyaşları.Kötüyü anlat kötüye
affetsin kendini ve sönsün. Sıfırı anlat iyiye de üzülmeden yaşamayı görsün.
Ölüme gülümse, yaşama gülümse. Sııfırda buluştur onları ve birle.
Levh-i Mahfuz bilgisi dağılsın tüm evrene. Selam hepimize,
29 Temmuz 2013 Pazartesi
ARZa DEĞİL ARŞa BAK
ARZa DEĞİL ARŞa BAK
kARŞındakilere bakmayı bırakıp
İçinden seslenen ile buluş
Ve yARıŞma artık bARıŞ
Çünkü sıfır noktasıdır vARıŞ
Seni zincirleyen tüm şey-h-tanların
‘Ben tanrıyım’ derse
“Benden fazla değil” de
‘Sen tanrısın’ derse
“Senden fazla değil” de
De ki,
Sıfır ile çarpılmanın
Yanlışlığını görsünler
Sıfırın tek rabbinin de
Sonsuz olduğunu bilsinler
Tam bağımsız ol, bağlayamasınlar
Tam doyumu bil, yağlayamasınlar
Kandıramadıklarına üzülürken de
Öyle sev, şaşmadan ağlayamasınlar
Gece bitip gün gelince
Tek din tamama erince
İnsan düşünür derince
Tartışmaz artık görünce
Levh-i Mahfuz’u gökte arayan
Rahman’ı gökten bekler durur
Levh-i Mahfuz’u yerde bulan
Rahim’i yürekten besler yürür
Hiç görmedin Muhammed’i
‘Görmeden inandım’ dedin
Öyleyse gömülen çocuklara
Söyle neden dur demedin
Geç değil, uyan haydi
Temizle sen de elbiseni
Zor olanı kolay kılar sana
Bil ki alemlerin rabbi
kARŞındakilere bakmayı bırakıp
İçinden seslenen ile buluş
Ve yARıŞma artık bARıŞ
Çünkü sıfır noktasıdır vARıŞ
Seni zincirleyen tüm şey-h-tanların
‘Ben tanrıyım’ derse
“Benden fazla değil” de
‘Sen tanrısın’ derse
“Senden fazla değil” de
De ki,
Sıfır ile çarpılmanın
Yanlışlığını görsünler
Sıfırın tek rabbinin de
Sonsuz olduğunu bilsinler
Tam bağımsız ol, bağlayamasınlar
Tam doyumu bil, yağlayamasınlar
Kandıramadıklarına üzülürken de
Öyle sev, şaşmadan ağlayamasınlar
Gece bitip gün gelince
Tek din tamama erince
İnsan düşünür derince
Tartışmaz artık görünce
Levh-i Mahfuz’u gökte arayan
Rahman’ı gökten bekler durur
Levh-i Mahfuz’u yerde bulan
Rahim’i yürekten besler yürür
Hiç görmedin Muhammed’i
‘Görmeden inandım’ dedin
Öyleyse gömülen çocuklara
Söyle neden dur demedin
Geç değil, uyan haydi
Temizle sen de elbiseni
Zor olanı kolay kılar sana
Bil ki alemlerin rabbi
24 Temmuz 2013 Çarşamba
AŞK-I SONSUZ
AŞK-I SONSUZ
Bardaktan boşalırcasına yağan o ruh, mat etti her köşede saklı duran zihnimin şeytanlarını
Rahmet etti tüm benliğimi de; teslim aldı saklı duran kalbimin tahtını
Ürkekçe sevgi gitti de; yerini bir cesur AŞK aldı
Gözyaşlarımdan akan;benim artık
Biri buluşma ve kavuşma mı dedi!
Biri geldi bir damla aşkla; saklı
Öğrenerek bekledik, o derin aklı
Biri geldi, o saklı damlayı tattırdı
Anlattıkça, kavuşma vakti yaklaştı
Ey Rahman, budur senden dileğim
Boşalır nefesim, kırsam zincirim
Doldur Ruhu ve oldur bir Rahim
Bilirim sensin benim Tek sahibim
Döndür zamanı da; öğreneyim isim
Ne kaçarım, git desen
Ne beklerim, gel desen
Bir aşk ki bu bitmeyen
'Sonsuza' söz veren.
Sustukça, söz dolar dilim
Bilmem ki ben ki-MiM
Okudukça bitmeyen Aşk-ı ilim
Son söz, başa dönen bir MiM
Kaybolsam, korkmam bulursun
Ne terk eder, ne unutursun
Bardaklara sığmaz okyanussun
Doyulmaz Aşk-ı sonsuzsun
Bardaktan boşalırcasına yağan o ruh, mat etti her köşede saklı duran zihnimin şeytanlarını
Rahmet etti tüm benliğimi de; teslim aldı saklı duran kalbimin tahtını
Ürkekçe sevgi gitti de; yerini bir cesur AŞK aldı
Gözyaşlarımdan akan;benim artık
Biri buluşma ve kavuşma mı dedi!
Biri geldi bir damla aşkla; saklı
Öğrenerek bekledik, o derin aklı
Biri geldi, o saklı damlayı tattırdı
Anlattıkça, kavuşma vakti yaklaştı
Ey Rahman, budur senden dileğim
Boşalır nefesim, kırsam zincirim
Doldur Ruhu ve oldur bir Rahim
Bilirim sensin benim Tek sahibim
Döndür zamanı da; öğreneyim isim
Ne kaçarım, git desen
Ne beklerim, gel desen
Bir aşk ki bu bitmeyen
'Sonsuza' söz veren.
Sustukça, söz dolar dilim
Bilmem ki ben ki-MiM
Okudukça bitmeyen Aşk-ı ilim
Son söz, başa dönen bir MiM
Kaybolsam, korkmam bulursun
Ne terk eder, ne unutursun
Bardaklara sığmaz okyanussun
Doyulmaz Aşk-ı sonsuzsun
16 Temmuz 2013 Salı
DİRİLİYORUM
DİRİLİYORUM
Ölümlülerin dünyasındayız. Sen, ben ve o. Ne yapsak da gücümüz yetmez değiştirmeye bunu. Süreli bir rüyadır bu yaşadığımız. Burada yaşamak ya sebepsizdir bizim için ya da bir sebebin peşindeyizdir.Sebepsiz olduğunu düşündüğümüzde de, sebebin peşindeyken de öğreniriz ama kimliğimizi. Hep yanımızda taşıdığımız o kimliğimizi. Öğrendiklerimize bir bak ve gör ! Kaybolmayan ne öğreniyorsak, gerçek olan odur ancak. Boş geldiğini sandığımız bebeklerin bildiği kadardır tüm bildiğimiz. Tüm bildiğimiz, bebek iken de taşıdığımız o kimliğimiz. Ve mutsuzluğu silip mutluluğu çizebildiğimiz kadardır ondan öğrendiğimiz.
Şunu demeliyiz öyleyse artık “Bana dünyayı değil kim olduğumu öğretin” çünkü ben nereye gidersem gideyim bilirim ki o kimliğim de benimle gelir. İşte kanıtı: Mutsuzsam; cennete koysanız da değişmez kimliğim “Oysa herşeyi var, hayret neden mutsuz?” dersiniz. Sizi size küstürürüm de mutsuzluktan ağlarsınız. Mutluysam, cehennemle dalga geçen kimliğimden korkar “Bu olsa olsa bir deli” dersiniz. Sizi sizden çok severim de mutlulukla gülümsersiniz.
Kim olduğumu bana öğreten ve kimlik bilgilerimi sıfırlamamı sağlayıp cennetin yolunu hediye eden Rabbim Kur’an’ı Levh-i Mahfuz ile açıklıyor şimdi. Ve ben şaşkınlıkla yeni kimliğimin öğrenmelerine doyamıyorum. Aşk yakmıyor artık ve mutluluk başımı döndürüyor. Ölü desen değilim artık. Diriliyorum. Her gün daha çok kim olduğumu öğreniyorum. Bazen acele etsem de kavuşmak için; önünden ayrılamadığım bir tablo gibi güzel bu rüyamıza da dolu dolu şükrediyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)