Ş,S,G
(2 virgül 2 dokuz. Okur aşkı buluruz)
Sessizliğin eşsiz güzellikteki sonsuz sesinin SELAM’ıdır tek gerçek AŞK. Anlamsız gelen herşeyi anlamanı sağlayan o AŞKtır ve tüm bu çaban ona varMAYADIR. İçsesinde gizlidir onun sesi ama altında silmen gereken bir de nokta vardır. O nokta, aslında üzerinde durduğun; senin kendi karanlık gölgendir.
Sessizliğindeki içsesinin altındaki o nokta durdukça herŞEY; TANrı ile arana girmeye devam edecektir. O noktayı silmeden sen; üstündeki SELAMı asla işitemezsin. Önceleri ! altında korkutur seni o nokta. Sonra ? altında nedenleri aramaya iter seni. En son Ş altında en büyük soru işareti olur o nokta. Şeytan kim diye sorar_ken_DİNe; bulur dokuzu. Öğrenmeye başlar o bir artık sıfırı. Anlar ki mutlulukla, sıfır silecektir o noktayı
Bil ki gölgen, güneşin şahididir. Gölgesiz olan tek şey ise güneşin kendisidir. İnsanın yanmasının tek nedeni de güneş olduğunu unutmasından ileri gelir.
İnsan olarak sen, durmaksızın seçim yaparsın. B-akış yönünü seçersin.
Bakışının yönü dışarıya dönük ise ateşi görürsün. Çok alışır ve bağlanırsan da bu yere, bakışının yönünü çeviremezsin. Zamanla sen de ateşe döner CİN olursun. Gölgen seni takip eder de yanarsın, nedenini anlamazsın.
Bakışının yönü içeriye dönük ise bitmez güneşi görürsün. Sonsuz sesin SELAMı dolar_KEN_DİN olursun. Başın öyle döner ki her yöne; bağlanamazsın hiçbir yere. Doymaz bir kuş olur da uçarsın neşeden neşeye. Gölgen silinir AŞK olur; tüm nedenleri anlarsın.
———————————-
Dışarısı benim için bir CEHENNEM
Düşünme sırasında içimdeki gölgem
İçeri bizim için dolu yollar; CENNET
Güneş olarak doğar, ol deriz rahmet
NOKTAN sanma var OLdu YOKTAN
YOKSAN olur ancak Onda NOKSAN
O bizi ÇOKTAN affetti KOŞULSUZ
HATIRLA ve Dön ONA KORKUSUZ
ARIT da gel dışarıdan bir damla su
VARIP gir içeri de dolaş okyanusu
Selam ve sevgiyle hepimize,
23 Eylül 2013 Pazartesi
KUŞ SESLERİ ÇALAN AMBULANS
KUŞ SESLERİ ÇALAN AMBULANS
Biri bana anlatsın acı acı çalan ambulans seslerini. Kim söyledi size ölümün bu kadar kötü olduğunu? Yaşadığınız dünyanın kurallarını kabul etmek neden bu kadar zor? Yoksa siz kuralları koyana mı savaş açtınız? İsyan duygunuzu yanlış kaynağa çevirmenizi sağlayan bu inancı kafanıza sokanlar var ya. Onlar olmasın sakın asıl savaş açmanız gerekenler. Size nasıl yaşamanız gerektiğini söylemelerine izin verdiğiniz o öfkeli mutsuzlar.
Sizinki hangi türden pekiyi? Ölümlü olduğunu unutarak yaşayan ve hatırladığında da korkan ; “Bu filmi çok sevdim niye bitiyor ki yaa” diye üzülen öfkelilerden mi? Yoksa sürekli ölmeyi dileyip ölümü hatırlatan; “Bu filmi hiç sevmedim bitmedi bir türlü lanet” diye üzülen öfkelilerden mi? Babanız, anneniz ya da hocanız olsa da değişmez onlar. O asık suratlı mutsuzlar. Bağlanmaya bağımlı oldukları için bağımsızlığını unutmuş akarsuya karşı yüzen öfkeli ve mutsuz tuzlu su balıkları onlar.
Doğum ve ölüme aynı gözle bakın şimdi bir de. Her ikisini de eşit sevin içinizde. Bir filmden çıkıp diğerine girmek kadar basit olsun beyninizdeki yerleri. Fakat tüm salonlardaki tüm sinema perdelerini ve koltuklarını güzelleştirmeyi de ihmal etmeyin sakın. Çünkü bir sonraki filmi yandaki pis ve bakımsız salonda izlemeniz gerekebilir unutmayın. Kim bilir belki de cehennem sadece siz izin verdiğiniz için yanıyordur harıl harıl etrafınızda. Karar verdiyseniz şimdi daima mutlu olmaya ve etmeye. Hadi sarılıverin Levh-i Mahfuz ipine. Selam olsun hepimize,
Biri bana anlatsın acı acı çalan ambulans seslerini. Kim söyledi size ölümün bu kadar kötü olduğunu? Yaşadığınız dünyanın kurallarını kabul etmek neden bu kadar zor? Yoksa siz kuralları koyana mı savaş açtınız? İsyan duygunuzu yanlış kaynağa çevirmenizi sağlayan bu inancı kafanıza sokanlar var ya. Onlar olmasın sakın asıl savaş açmanız gerekenler. Size nasıl yaşamanız gerektiğini söylemelerine izin verdiğiniz o öfkeli mutsuzlar.
Sizinki hangi türden pekiyi? Ölümlü olduğunu unutarak yaşayan ve hatırladığında da korkan ; “Bu filmi çok sevdim niye bitiyor ki yaa” diye üzülen öfkelilerden mi? Yoksa sürekli ölmeyi dileyip ölümü hatırlatan; “Bu filmi hiç sevmedim bitmedi bir türlü lanet” diye üzülen öfkelilerden mi? Babanız, anneniz ya da hocanız olsa da değişmez onlar. O asık suratlı mutsuzlar. Bağlanmaya bağımlı oldukları için bağımsızlığını unutmuş akarsuya karşı yüzen öfkeli ve mutsuz tuzlu su balıkları onlar.
Doğum ve ölüme aynı gözle bakın şimdi bir de. Her ikisini de eşit sevin içinizde. Bir filmden çıkıp diğerine girmek kadar basit olsun beyninizdeki yerleri. Fakat tüm salonlardaki tüm sinema perdelerini ve koltuklarını güzelleştirmeyi de ihmal etmeyin sakın. Çünkü bir sonraki filmi yandaki pis ve bakımsız salonda izlemeniz gerekebilir unutmayın. Kim bilir belki de cehennem sadece siz izin verdiğiniz için yanıyordur harıl harıl etrafınızda. Karar verdiyseniz şimdi daima mutlu olmaya ve etmeye. Hadi sarılıverin Levh-i Mahfuz ipine. Selam olsun hepimize,
İNSAN OLMA ZAMANI
İNSAN OLMA ZAMANI
İçi boş inanışlar ve beynimize çiviyle çakılan, sağlam zannedilen o dokunulmaz inançlar. Güçlü değiller artık eskisi kadar. Çünkü okyanus dalgası gibi büyüyen yeni bir bilgi akışı yüreklendiriyor bizi. Eski tahtalarına bakarak büyüdüğümüz gemiyi ise yenilemenin vakti geldiğini bir türlü anlatamıyoruz kaptanlara. Onlar da bizdeki kıpırdanışın farkındalar aslında. Gözlerinin içine korkusuzca bakıp sevgiyle gülümsememizden şaşkın ve herşeyi sorgulamamızdan korkmaktalar. Biz sörf tutkunuyken okyanusta; onlar, soğuk su korkağı eski kaptanlar. Hayal kurmamamızın boş hayalini kurarak yaşadılar. Bugüne kadar…
Çünkü yepyeni bir güneş doğuyor gecenin üstüne. Hayallerin gerçek olacağı bir gün için. İçimden bir pencere açıp hayal kuruyorum şimdi ben de hepimize. Doktorlar ve tüm diğer şifacıların doğru yere konduğu bir dünya hayal ediyorum mesela. Sağlık ve hayatla ilgili, yanlış bilgi ve beklentilere sebep olan inançların değiştiği bir dünya. Çünkü geçmişten günümüze bu mesleğin varlığını tanrımsı bir noktaya taşıyan yanlış; insanlardaki inanç zaafiyetinden başkası değildir.
Bu zaafın farkında olan açgözlü ve fırsatçı vahşi kapitalizm patronları da durmadan bu inançları pekiştiren aldatıcı reklam oyunları sergilerler. Onlar da aynı din istismarcısı şeyhler gibiler. İnsanın inanç zaafını bul ve saldır diyen tüm bu vahşi hayvan gruplaşmaları, şirket ya da cemaat isimli maskeler altında aramızda gizlenmekteler. Tanrıyla aramıza girmeye çalışan bu tanrımsı virüsleri temizleme zamanı şimdi. Onlar, para ile maddi dünyamızı, kutsal sembollerle manevi dünyamızı zincirlerler. Ne parayı, ne de kutsal sembolleri ise bize asla elletmezler. Böylece kendilerine bağlayıp köleleştirdiklerini zannettikleri bizlere sürüymüşüz gibi hükmederler. Fakat özgürlüğe uyanmak üzere olduğumuzdan habersizler.
Yarın bu düzen, asi ve yeni fikirlerimizle hızla değişecek. Zincir kıran o kalk borusu çaldı artık. Kimileri kulaklarını kapasa da vahşi yanımıza bilgiyle hükmedip tüm zincirlerimizi kıracak ve insan olmayı hep birlikte başaracağız.
Sağlıkta, eğitimde, hukukta, tarımda, sanayide ve her alanda; şeyh kılıklı tüm zincir vuranların saltanatını bilgi ve sevginin neşeli gücüyle yıkacağız. İnançlarımızı güncelleyecek ve yüklerimizden kurtulacağız. Yurtta ve dünyada hatta tüm evrende barışa varacağız. Nereden mi biliyorum? Nasıl mı bu kadar eminim? Bu soruları soruyorsanız; siz henüz ŞEYHTAN’IN SON GÜNÜ ve LEVH-İ MAHFUZ kitaplarını okumamışsınız demektir.
Hepimize selam olsun, sevgi dolsun ve neşemiz bol olsun kard-eşlerim.
( kard: kalp anlamında kullanılan bir tıbbi terim )
İçi boş inanışlar ve beynimize çiviyle çakılan, sağlam zannedilen o dokunulmaz inançlar. Güçlü değiller artık eskisi kadar. Çünkü okyanus dalgası gibi büyüyen yeni bir bilgi akışı yüreklendiriyor bizi. Eski tahtalarına bakarak büyüdüğümüz gemiyi ise yenilemenin vakti geldiğini bir türlü anlatamıyoruz kaptanlara. Onlar da bizdeki kıpırdanışın farkındalar aslında. Gözlerinin içine korkusuzca bakıp sevgiyle gülümsememizden şaşkın ve herşeyi sorgulamamızdan korkmaktalar. Biz sörf tutkunuyken okyanusta; onlar, soğuk su korkağı eski kaptanlar. Hayal kurmamamızın boş hayalini kurarak yaşadılar. Bugüne kadar…
Çünkü yepyeni bir güneş doğuyor gecenin üstüne. Hayallerin gerçek olacağı bir gün için. İçimden bir pencere açıp hayal kuruyorum şimdi ben de hepimize. Doktorlar ve tüm diğer şifacıların doğru yere konduğu bir dünya hayal ediyorum mesela. Sağlık ve hayatla ilgili, yanlış bilgi ve beklentilere sebep olan inançların değiştiği bir dünya. Çünkü geçmişten günümüze bu mesleğin varlığını tanrımsı bir noktaya taşıyan yanlış; insanlardaki inanç zaafiyetinden başkası değildir.
Bu zaafın farkında olan açgözlü ve fırsatçı vahşi kapitalizm patronları da durmadan bu inançları pekiştiren aldatıcı reklam oyunları sergilerler. Onlar da aynı din istismarcısı şeyhler gibiler. İnsanın inanç zaafını bul ve saldır diyen tüm bu vahşi hayvan gruplaşmaları, şirket ya da cemaat isimli maskeler altında aramızda gizlenmekteler. Tanrıyla aramıza girmeye çalışan bu tanrımsı virüsleri temizleme zamanı şimdi. Onlar, para ile maddi dünyamızı, kutsal sembollerle manevi dünyamızı zincirlerler. Ne parayı, ne de kutsal sembolleri ise bize asla elletmezler. Böylece kendilerine bağlayıp köleleştirdiklerini zannettikleri bizlere sürüymüşüz gibi hükmederler. Fakat özgürlüğe uyanmak üzere olduğumuzdan habersizler.
Yarın bu düzen, asi ve yeni fikirlerimizle hızla değişecek. Zincir kıran o kalk borusu çaldı artık. Kimileri kulaklarını kapasa da vahşi yanımıza bilgiyle hükmedip tüm zincirlerimizi kıracak ve insan olmayı hep birlikte başaracağız.
Sağlıkta, eğitimde, hukukta, tarımda, sanayide ve her alanda; şeyh kılıklı tüm zincir vuranların saltanatını bilgi ve sevginin neşeli gücüyle yıkacağız. İnançlarımızı güncelleyecek ve yüklerimizden kurtulacağız. Yurtta ve dünyada hatta tüm evrende barışa varacağız. Nereden mi biliyorum? Nasıl mı bu kadar eminim? Bu soruları soruyorsanız; siz henüz ŞEYHTAN’IN SON GÜNÜ ve LEVH-İ MAHFUZ kitaplarını okumamışsınız demektir.
Hepimize selam olsun, sevgi dolsun ve neşemiz bol olsun kard-eşlerim.
( kard: kalp anlamında kullanılan bir tıbbi terim )
20 Eylül 2013 Cuma
5ER BAŞARIR GÜLMEYİ
5ER BAŞARIR GÜLMEYİ
İnsanların acı çekmesine değil, o acıyı neden çektiklerini anlamamalarına üzülüyorum. Çünkü tüm acılar ve sıkıntılar cehennem varoluşunu yaşatır bize. Ve cehenneme girmeyenimiz yoktur içimizde. Şimdi seçimlerimize bakalım. “Cehennemi neden yarattın?” diye tanrıya isyan edebiliriz ya da tüm acı ve sıkıntılarda bile yanmamayı öğrenebiliriz. Levh-i Mahfuz güncellemesi ile bu mümkün.
Maddelerle incelersek,
1- Bizi üzenleri hayatımızdan kovmamız gerektiğini anladık. Kovamıyorsak, oradan uzaklaşmamız gerektiğini de anladık.
2-Başkalarının üzüntülerine yardıma koşmamızın ve sevgiyi arttırmamızın nasıl daha az üzülmemimizi sağlayacağını da anladık.
3- Beklentisizce sevebilmenin nedenini de hepimizde yaşayan tek ruhun aşkında yakaladık.
4- Büyük konuşmadan büyük hayaller kuramayacağımızı da anlayarak cüretli yüreğimize kavuştuk.
(Bize ” Ben başaramam bunları, peygamber değilim ki ben!” diyenlere peygamberliklerini çocukluklarında bıraktıklarını hatırlatarak tabi.)
5- Affettik en baştan herkesi; affedebilmek için kendimizi. Çünkü biliyoruz ki artık hepimiz içinde yaşar kendimiz. Dağılsak da bir bir ayrı rüyalara aslında tekiz biz. Ondan gelir ona döneriz.
Bu 5 madde ile cehennemde bile neşesi bozulmayan beşeriz biz.
Selam ve sevgiyle, her zaman her yerde bolca gülümsemeyi unutmayın kard-eşlerim
İnsanların acı çekmesine değil, o acıyı neden çektiklerini anlamamalarına üzülüyorum. Çünkü tüm acılar ve sıkıntılar cehennem varoluşunu yaşatır bize. Ve cehenneme girmeyenimiz yoktur içimizde. Şimdi seçimlerimize bakalım. “Cehennemi neden yarattın?” diye tanrıya isyan edebiliriz ya da tüm acı ve sıkıntılarda bile yanmamayı öğrenebiliriz. Levh-i Mahfuz güncellemesi ile bu mümkün.
Maddelerle incelersek,
1- Bizi üzenleri hayatımızdan kovmamız gerektiğini anladık. Kovamıyorsak, oradan uzaklaşmamız gerektiğini de anladık.
2-Başkalarının üzüntülerine yardıma koşmamızın ve sevgiyi arttırmamızın nasıl daha az üzülmemimizi sağlayacağını da anladık.
3- Beklentisizce sevebilmenin nedenini de hepimizde yaşayan tek ruhun aşkında yakaladık.
4- Büyük konuşmadan büyük hayaller kuramayacağımızı da anlayarak cüretli yüreğimize kavuştuk.
(Bize ” Ben başaramam bunları, peygamber değilim ki ben!” diyenlere peygamberliklerini çocukluklarında bıraktıklarını hatırlatarak tabi.)
5- Affettik en baştan herkesi; affedebilmek için kendimizi. Çünkü biliyoruz ki artık hepimiz içinde yaşar kendimiz. Dağılsak da bir bir ayrı rüyalara aslında tekiz biz. Ondan gelir ona döneriz.
Bu 5 madde ile cehennemde bile neşesi bozulmayan beşeriz biz.
Selam ve sevgiyle, her zaman her yerde bolca gülümsemeyi unutmayın kard-eşlerim
19 Eylül 2013 Perşembe
NE VAR Kİ SENDE?
Ne almaya geldin bu dünyaya?
Önce bir dök bakalım ceplerini. “Vermeden almak olmaz” derdin ya hani.
Ne var ki sende verebilirsin dünyaya? Düşündüğünde anlarsın ki yalnızlığından
başka sermayen yok verebileceğin. Öğrenebildiğin kadarıyla inmeye cesaret
edebildiğin derinlikteki sana ait o mağarada yapabildiğin hazinendir sadece elindeki.
Orada sen, seni sen yaparsın. Sessizliğin ve boşluğun içinde ağlarken ölümlü
gözyaşlarıyla; kim olduğunu karara bağlarsın. O kimliğinle çıkarsın sabahları
mağarandan dünyaya. Mutsuzsan acı, öfke, isyan dökülür ceplerinden ve ateşi verirsin
dünyaya da sen de yanarsın. Mutluysan huzur, neşe ve çözümler taşar ceplerinden ve
ışığı verirsin dünyaya da sen de ışırsın.
“Yanmasaydım hiç keşke” dediğini duyar gibiyim. Doğru olurdu bu söylediğin
eğer aşk olmasaydı hedefin. Yanmayacaksan zaten aşk için, ne işin vardı da buraya indin?
Yanmadan ışık olunmaz, ışıksız da aşk olmaz desem yetmez mi pekiyi sana? Elbette
sen inanmazsan yetmez. Çünkü öz, kişiye özeldir kimselere benzemez. Kimseden akıl
almaz ve kimseye boyun eğmez. Mağaradan başka yerde de yetişmez. Aşk da özünde
saklıdır, özün ise derinlerde. Yanmak ise yanman için değildir asla. Sana yanmamayı
öğretmek içindir. Aşka varman içindir. Yol uzun ve çetin olsa da çektiğine değecektir.
Yolun sonuna yaklaştığında en yorgunsundur ve en kırılgan. Karşına çıkıverir bir kitap
işte o an. İşte o Levh-i Mahfuz seni sağlamlaştırıp dengeler. Varman için gereken güce
doğru çeker. Derine yaklaştığının habercisi ve aşk müjdecisidir o. Selam verip gülümser
sana, bir adım uzağında. Seçim senindir ama o adımı atıp atmamakta.
Ne almaya geldin bu dünyaya?
Önce bir dök bakalım ceplerini. “Vermeden almak olmaz” derdin ya hani.
Ne var ki sende verebilirsin dünyaya? Düşündüğünde anlarsın ki yalnızlığından
başka sermayen yok verebileceğin. Öğrenebildiğin kadarıyla inmeye cesaret
edebildiğin derinlikteki sana ait o mağarada yapabildiğin hazinendir sadece elindeki.
Orada sen, seni sen yaparsın. Sessizliğin ve boşluğun içinde ağlarken ölümlü
gözyaşlarıyla; kim olduğunu karara bağlarsın. O kimliğinle çıkarsın sabahları
mağarandan dünyaya. Mutsuzsan acı, öfke, isyan dökülür ceplerinden ve ateşi verirsin
dünyaya da sen de yanarsın. Mutluysan huzur, neşe ve çözümler taşar ceplerinden ve
ışığı verirsin dünyaya da sen de ışırsın.
“Yanmasaydım hiç keşke” dediğini duyar gibiyim. Doğru olurdu bu söylediğin
eğer aşk olmasaydı hedefin. Yanmayacaksan zaten aşk için, ne işin vardı da buraya indin?
Yanmadan ışık olunmaz, ışıksız da aşk olmaz desem yetmez mi pekiyi sana? Elbette
sen inanmazsan yetmez. Çünkü öz, kişiye özeldir kimselere benzemez. Kimseden akıl
almaz ve kimseye boyun eğmez. Mağaradan başka yerde de yetişmez. Aşk da özünde
saklıdır, özün ise derinlerde. Yanmak ise yanman için değildir asla. Sana yanmamayı
öğretmek içindir. Aşka varman içindir. Yol uzun ve çetin olsa da çektiğine değecektir.
Yolun sonuna yaklaştığında en yorgunsundur ve en kırılgan. Karşına çıkıverir bir kitap
işte o an. İşte o Levh-i Mahfuz seni sağlamlaştırıp dengeler. Varman için gereken güce
doğru çeker. Derine yaklaştığının habercisi ve aşk müjdecisidir o. Selam verip gülümser
sana, bir adım uzağında. Seçim senindir ama o adımı atıp atmamakta.
16 Eylül 2013 Pazartesi
11 MISRA
11 mISRA
Arada bir yerde dur
Ne eri ben ol
Ne yürü sen ol
Arada bir yerde dur
Orada çok sağlam dur
Her daim biz ol
Bir dur iki ol
İki dur bir ol
Hep sıfır ol
Üç ol harften AŞK
Dolsun kalbe TEK
Arada bir yerde dur
Ne eri ben ol
Ne yürü sen ol
Arada bir yerde dur
Orada çok sağlam dur
Her daim biz ol
Bir dur iki ol
İki dur bir ol
Hep sıfır ol
Üç ol harften AŞK
Dolsun kalbe TEK
14 Eylül 2013 Cumartesi
EY OĞUL
EY OĞUL,
Ya “Yapma!”ları dinlemeyen bir çocuksun kollarından çekiştirdiğim ya da dostumsun sevgiyle dinleyen söylediklerim. Her şekilde de seni hep seveceğim.
Öğretmenin değilim asla; öğrenirken hepimiz. İstersen eğer sadece sohbet ederiz. Biriken incilerimi sunarım sana sert kapaklarımın altında. Ve dinlerim seni hep can kulağıyla.
Yalnızlığımdaki sohbetlerde öğrendim ki dostum, kimseyi mutlu edemem ben ama kimse de beni mutsuz. Ve kalbinden taşarcasına bir sevgiyi ancak kendin bulduğunda tadabilirsin korkusuz.
Eskiden üzülmemeyi beceremediğim her olayda kaçardım ben de yalnızlığıma. Onlara kızardım; hak etmedim ben bunları. Sonra, kendime kızar oldum; bırakıp gitsene onları. Daha da yalnız kaldığımda ölümü sevdim bir ara. O söyledi bana : “Sevmeden yaşamanın ne anlamı var ki. Anlayamıyorsan ve pes ettiysen hadi gel” dedi. Haklıydı ölüm. Bedeliydi sevginin tüm bunlar. Ama değerdi hepsine ve anladım. Bir gün öyle affettim ki kendimi ve herkesi, sevginin kendisi oldum. O zaman gördüm ki eskiden sevdiğimi zannettiğimdenmiş tüm kederim. Oysa bir köpeği sevmek istediğinde, korkup ısırdığında bile hâlâ sevebilmekmiş onu gerçek sevgi. Öğretmenin oluverirmiş o korktuğun köpek dişleri.
Kendin bulacaksın kendini ve seveceksin her anını, her yanını. Unutma ki sevmeden kendini, sevemezsin hiç kimseyi.
Ya “Yapma!”ları dinlemeyen bir çocuksun kollarından çekiştirdiğim ya da dostumsun sevgiyle dinleyen söylediklerim. Her şekilde de seni hep seveceğim.
Öğretmenin değilim asla; öğrenirken hepimiz. İstersen eğer sadece sohbet ederiz. Biriken incilerimi sunarım sana sert kapaklarımın altında. Ve dinlerim seni hep can kulağıyla.
Yalnızlığımdaki sohbetlerde öğrendim ki dostum, kimseyi mutlu edemem ben ama kimse de beni mutsuz. Ve kalbinden taşarcasına bir sevgiyi ancak kendin bulduğunda tadabilirsin korkusuz.
Eskiden üzülmemeyi beceremediğim her olayda kaçardım ben de yalnızlığıma. Onlara kızardım; hak etmedim ben bunları. Sonra, kendime kızar oldum; bırakıp gitsene onları. Daha da yalnız kaldığımda ölümü sevdim bir ara. O söyledi bana : “Sevmeden yaşamanın ne anlamı var ki. Anlayamıyorsan ve pes ettiysen hadi gel” dedi. Haklıydı ölüm. Bedeliydi sevginin tüm bunlar. Ama değerdi hepsine ve anladım. Bir gün öyle affettim ki kendimi ve herkesi, sevginin kendisi oldum. O zaman gördüm ki eskiden sevdiğimi zannettiğimdenmiş tüm kederim. Oysa bir köpeği sevmek istediğinde, korkup ısırdığında bile hâlâ sevebilmekmiş onu gerçek sevgi. Öğretmenin oluverirmiş o korktuğun köpek dişleri.
Kendin bulacaksın kendini ve seveceksin her anını, her yanını. Unutma ki sevmeden kendini, sevemezsin hiç kimseyi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)