24 Mayıs 2014 Cumartesi

ÖZÜME SÖZÜM
Ne dersem kendime derim
Ne yazsam kendime
Ben çalar ben dinlerim
Sığmam hiç bendime…
Bitmez mi o yargılar, şüpheler,
Korktuğuna yenik düşmeler.
Engeller çekilmiş yüreklerde,
Yeşerir mi o cesur sevgiler.
Bin kitap okusam alim dersiniz
Sessizce yazıp dursam seversiniz
Ne zaman ki katılıp da aranıza
Bir dokunursam o yaranıza
Ne yapar eder, zalim dersiniz
Geldiyse vakit kalkmak için
Duyduğumu duyanlar için
Sormadan geliriz desteğe
Son bir sözümüz tutmak için
Kim kime yük olur
Kim kimden yük alır
Tek içinde her nefes
Bir.leşir nüfus olur
SEN,
Tek okyanusta gezinen
Bir damlasın sandın
BEN,
Sır açılıyor şimdi ve DONAkaldım
Sur sesi duyuyor şAŞKın kulağım
O,
Tek okyanus ben
Bir damlaya gizlen
.
                   KAÇ NUMARA?
Sen bir hayalsin. Çünkü ölümlüsün. Ölüp giden şeylere gerçek denmez, hayal denir. Sen şüphesiz bir hayalsin.
Asıl soru şu: Sen kimin hayalisin?
Kendinin, babanın, annenin, eşinin ya da çocuğunun hayali misin? Sen kimin hayalisin?
Şu an kimin hayali olduğunu düşünüyorsan bil ki senin tek sahibin o. Bil ki senin bir numaran o. Ve eğer o koltukta yanlış biri oturuyorsa doğruyu bulana kadar hayal edilen olmaya devam edeceksin. Hayalden gerçeğe çıkabilmenin tek yolu işte o koltuğun gerçek sahibini bulmana bağlı. Bunu unutma.
Bir numara Levh-i Mahfuz isimli kitabın ilk sayfasından sana sesleniyor… Oku ve şunu sor kendine: Tanrı sende kaç numara?

16 Mayıs 2014 Cuma

ZEHİRLİ ET

Önüne zehirli et konmuş bir köpeğin önünden o eti almaya çalışsan elini ısırır. Elini ısırdığında bile ona kızmamak ve onu bağışlamak gerekir. Asıl sevgi, o dişlerin önüne o tatlı elini cesurca uzatmaktır.

Önüne konulan, ona sunulan sistemden ve hayattan başkasının olmadığına inandırılmış insanlara o sistemin zehirli olduğunu anlatmaya çalışırsanız sizi duymaz bile. Anlatabilmek için bunu ona yaşayarak göstermek gerekir. Şiddeti asla kullanmayan insan dişleri işte bunun için bir köpeğinki kadar keskin değildir. Karşıdaki insanın içindeki sesi er ya da geç dile gelecektir.
Öfke ve nefret dolu kavgaların galibi, hayatta kalan kanlı ellerin sahibi değil; öbür yanağını dönebilen cesur sevgi erleridir. ASİ İSA

Komşun gözünün önünde koydu o zehiri ete. Durduramadın.

Elini uzatmaya çalıştın ete hırrrrladı köpecik. Korktun.

Korktun kaçtın.
Korktun köpeğe tekme attın.
Korktun bekledin.
Korktun Allah’a havale ettin.
Korktun, korktun, korktun…..
Ve her defasında öldü o köpek kardeşlerin, acılarını sana bırakarak…

Sonra seviyorum köpekleri yalanıyla yaşayıp durdun yine sen.

Sen aslında hiç sevmedin. Sevgi nedir bilmedin. Rahmet’i henüz öğrenemedin.
Ama er ya da geç öğreneceksin…

14 Mayıs 2014 Çarşamba

Rüzgarlar eserken boşuna,
Güneşin doğmadığı bir gün de yoksa
Hâlâ kömürü, petrolü ve nükleeri
Kim savunabilir ki bana
                SOYUT MU, SOMa’lara umUT MU?
Yüzüm cennete bakıyor olabilir. Hatta artık yanmıyor bile olabilirim. Ama bu halim, yaşadığım yerde alevlerin söndüğü anlamına gelmez. Mesela soyutlanabiliyor olmam Soma’ya umut olmam sonucunu getirmez. Tamamen emin olmadığım için hazır değilsem, pekiyi emin olmak için beklediğim nedir? Düzen değişsin demekle düzen değişir mi hiç?
Çıkarmadan üniformayı ve başlatmadan o sevgi dolu isyanı Atatürk olunur mu hiç? Sen çıktığında ise meydana ya Kazım Karabekirler geliverir yanına ya da sadece Mustafa yazar o mezar taşında. Kaç Mustafa ve kaç Kazım var acaba şu an karamsarca evinde oturan ve cübbesini, önlüğünü çıkaramayan? Biri burada ben, diğeri orada sen. Çarkların içinde ezilen taş olmuş, yuvarlanıp giden. Ses versem duyar mısın? Kalkmaya hazır mısın?
          ÖZ-DİSİPLİN
   Tembellik yoktur. Düşüncenin olgunlaşmaması vardır. Düşüncenin olgunluğu emin olmaktır, iman etmektir. Örneğin bir kamyonun üzerine geldiğini gören herkes hızla kaçar. Ya da çok aç olup da yemek masasına geç gelen bir çocuğu göremezsiniz asla. Kimse bu hareketler için tembellik yapmaz. Çünkü sonuçlardan ya da isteklerinden çok emindirler o anda.
   Tüm sorun hayatta istediklerimizi ve bize zarar verecekleri her zaman böyle net göremememiz ve emin olamamamızın verdiği kararsızlıklarla vakit kaybetmemizdir. Bu kararsızlığın adına da tembellik demişizdir. Netleşmenin tek yolu ise içimizdeki sessiz sezgilere kulak vermek ve arkadan geçen trenlere( işaretlere ) dikkat etmektir.
   Fakat hepsinden önemlisi kim olduğunu sıfırdan keşfetmektir. Bu keşif, eğer hazırsanız bin yıla yakın yaşadığınız bir dünyada; bin yılın tefsiri olarak Levh-i Mahfuz cildinde sizi beklemektedir.
   Bunun için çocuklarım da dahil kimsenin başında bekleyen bir zebani olmayacağım. Çünkü herkes aslında tanrısal özgün bir hayal. Tek yapmamız gereken onlarla sohbet etmek ve onlara sorular sormak, cevapları beğenmesek bile onları yargılamamak. Bırakalım kendi yollarını kendileri çizsinler. Gençken bolca bocalasınlar. Bocalamaları, gelecekteki mutsuz hayatlarında boşa çabalamalarından daha iyidir. Emin olun. Disiplin, eski dünyada kalmış bir bilgi. Yeni dünyada sadece ne istediğinden emin olmak var. Emin olan, kendi özündeki güçle kendine özgün disiplinini yaratacaktır zaten.
Hepimize Selam ve sevgiyle,
                     TANRISALLARIN AŞK DANSI
   Saçların her gün sana sormadan uzuyor ve tepende dans ediyor. Sense onları kesiyorsun. Çünkü biliyorsun ki kısa iken onları taşımak ve onlarla yaşamak daha kolay. Saçın hayali de bu muydu acaba? Ya yanlış kafada çıkan ve çok uzamak isteyen ısrarcı ve isyancı saçların olsaydı? İşte tam da budur yaşamın heye-canlılığı. Ne yanlış yerde çok uzayıp yük olmalı ne de kökte kalıp danssız kalmalı.
   Dünyada kaldıkça uzayan bağlılıkların gibidir bu saçlar. Onların senin tanrısal özgürlüğüne yük olmadığına eminsen dansa devam et. Eğer emin değilsen önce, seni üzen ve sana yük olan tüm anılardan kurtul. Tıpkı saçların gibi. Sonra seni kendisine muhtaçsın gibi gezen kibirli hayallerden veya sana muhtaç olduğunu söyleyen ısrarkeş hayallerden de kurtul. Fazla dolanmış saçların da ilacıdır makas unutma. Ve tanrısal hayaller, asla kibirli ve bencil ısrarkeşlerle dans etmez.
   Eğer bir gün biriyle bağlanmayı denersen; sadece dans ettiğinizi bilmeli o da senin gibi. Üstelik mutluluğunuz için o da senin kadar iyi dans edebilmeli. Ve tanrısalların özgür dünyasında her dans, biri elini bırakınca hemen biter unutma.
   Bu güzel dans, tanrısalların aşkıdır. Sonsuz tanrısal hayaller dünyasında yaşanır. Bir dans biterse de yenisi başlar. Çünkü bu dünyada dans bitse de aşk dolu eller ve aşkın müziği hiç bitmez.
Üç kısıma ayrılır bu tanrısal aşk.
1-Tutku 2-Sevgi 3-Dans.
   Tutku, görsel, işitsel ve tensel birlikteliğin hayali tutkalıdır. sevgiyle pekişmezse uçup havaya karışır. Sevgi, dostluğun, kişiliğin ve ruhun uyumudur. Kişiler farklı yönlerde değişirse bu da zamanla bitebilir. Dans, iki kişinin birbirleriyle uyum sağlama çabasıyla ortaya çıkan onlara özel geçici bir neşedir, el ele sürdürülen.
Ey tanrısal hayaldaşlarım. Müziği duyuyor olabilirsiniz. Ama sırf dans edebilmek için tutkunuzun ve sevginizin kölesi olmayın. Yoksa kendinizi, size ait olmayan adımları attığınız bir kukla oyununda bulabilirsiniz. Önce kendi dansınızı bulun, sonra aynı dansı duyan kulaklardan birine ellerinizi sevgi ve tutkuyla uzatın. Bu dansın her an bitebileceğini de hiç ama hiç unutmayın. Hepimize Selam ve sevgiyle, Dans ile,