12 Eylül 2012 Çarşamba

YANILMAK NE GÜZEL
Varolduğumuz şu dünyanın gizemini çözmeden geçirdiğimiz her gün
Bir yanılgının içindeyiz aslında.

Daha iyi daha güzel olanı aradık durduk hep.
Oysa sadece daha iyi ve daha güzel bakmamız yeterliydi yaşama.

Yanıldık işte ve her yanıldığımızda da yandık.
Ama her yanılmada da öğrendik. Öğrendikçe de daha az yanılır, yanar Olduk.


Bu yüzden yanılmak ne güzeldir öğrenmeye aşık olanlara.
Ve öğrenmeye aşık olanlar; öğretmeni(Rabbi) yanlarından hiç ayırmazlar.

Beyin öğrenir ama kalb erir.
Erimiş kalblere ise O yerleşir.

Doymayana doymayı öğreten; açlığı yaratandır.
Sen doymayı öğrenirsen; o da açlığı kaldırır.

Rabbin çağrısını arayanlara tavsiyem Levh-i Mahfuz topraklarıdır.

Hiç Bitmeyen Bir Masal Bizimkisi


        Cesur olarak başladık bu yola hepimiz. Unutsak bile çıkarız içinden dedik. Bazımız bazen dayanamadı, vazgeçmeyi denedi. Yasaktı oysa. Yok olmayı dilememiz neden yasak? Çünkü yok edilmek için yaratılmadık. Hiç bitmeyen bir masal bizimkisi. Yazarının bizim olduğumuz bu masal ilk başladığında “ben” yazıyorum işte dediğimiz anda diğeri : o da bişey mi “ben de yazıyorum hem de senden daha güzel” dedi. O an içimiz karardı ve sıkıldı ve cehennem hayatımız başladı.

        Karanlığa savrulan bu ruh halimizin adıydı cehennem ; içinde öle dirile yol aldığımız. Orada tüm yaşananların ardından hatırladığımızda bizi. Ben, sen ve  O kalmadığında yani. ben olmayı bırakıp Biz olmayı seçtiğimiz gün ; tekrar Cennet ışıkları göz kırpacak bize. Cennet, becerebildiğimiz vakit , bize eşlik edecek ruh halimiz olacak. İslam’ı yaşamayı seçenlerin ruh hali. Gerisini yazmakta zorlanıyorum ne yaparsam yapayım. Işık gözlerimi kamaştırmakta ve gönül biz olmayı arzulamakta….

        Bir gün bu satırlara kaldığımız yerden devam edeceğiz. İslam yurdunda yazılan Cennetteki satırlarımız olacak onlar. Masal kaldığı yerden devam edecek. Artık ölmeyecek miyiz biz diye şaşıracağız ve anlayacağız ki ölüm cehennemdeyken arzulayıp kitaplarımıza yazdığımız bir tazelenmeydi sadece.

Bir daha kararmayacak o ruh halimizle orada görüşmemiz dileğiyle.  

          Not: Herkes doğru yolda olduğunu düşünür ve bu doğrudur. Çünkü tüm yollar sonraki gerçeklikte buluşacaktır. En yanlış gözükenleri bile bir gün öyle ya da böyle değişecek ve hedefe varacaktır. Uzun yol, kısadan yanlış değil daha zorludur sadece. Belki de en kısa yol en yakınımızda olanıdır.
Kısa yolları keşfetmek için iyi düşünme ve tartmalar dilerim hepimize.

                                                                                       Hepimize Sevgiyle İslam,
Gözlerimi kamaştıran ışığı görmek isterseniz Levh-iMahfuz tavsiyemdir.

30 Ağustos 2012 Perşembe

                                             ESKİDEN UÇAN BALIK ,YENİDEN YÜZEN KUŞ
     Öyle bir şey düşünerek başla ki hayata en temel felsefen o olsun.  Herşeyini o temelin üzerinde şekillendireceğini bilerek de en derinlere inmekten korkma. Unutmaki en sağlam temeller en derinlere atılanlardır.
      Korkmadan sorgula VARoluşunu. Var mısın gerçekten ya da YOK musun? Uyanıkken mi varsın, uyurken mi yoksun?  yA da tam tersi mi ? Kafan karışsa da devam et.  Derinlere temel atıyoruz unutma. VAR-YOK arasında giden tüm bu tartışma Doğum ve Ölüm gibi Gece ve Gündüz gibi  Bulut ve Deniz gibi dönüşen dönemlerden başka bir şey değil. Aslında hepsinin anlatmak istediği sana sonsuzluğu yeniden hissettirmek.  Umutlu günlerini, yeniden MUTLU günler yapabilmeni sağlamak.  Hepsinin üzerinden bakabilmen için düşünmeni sağlamak. Tüm bu döngüde gerçekten KİMSİN SEN? Deve kuşu gibi yaşamaya daha ne kadar devam edeceksin. Başını kaldırmanın zamanı gelmedi mi?
     Tüm bu döngü VARlığın döngüsü ise hep varsın. Yok eğer tüm bu döngü YOKluğun döngüsü ise sen de yoksun. Varlık her şeyiyle çevreni kuşatmışken varlığı kabul etmen kolay. O yüzden sadece yokluğu düşünmeli insan.
     Uyku, ölüm ve gece YOKluk diyebiliyor musun gerçekten. Yoksa sen gece bulutların arasındaki kuş gündüzleri denizdeki balık mısın? Sınırlı bir evrene inanıyorsan sınırın ötesinde YOKLUK VARDIR dediğinde bile VARDIR dediğin yokluk nasıl YOK olabiliyor ki. Var mı yok mu karar ver. İŞTE TAM BURAYA ÇAK TEMELİ. VARLIK MI VAR YOKLUK MU YOK?
     Zaten ikisi de aynı aslında dikkatli bak… Varlık varsa yokluk yoktur. Yokluk yoksa varlık vardır. Laf ebeliği değil bunlar hissetmeye çalış. Gündüzlerin balığı olarak gecelerin kuşu olduğunu unutmuş olman çok doğal ama hissedebilirsin. Hayal edebilirsin. Eğer varı seçersen hep vardın. Yoku seçersen hiç olamayacaksın. Hafızanı kaybetsen ve dünü unutsan bu onun olmadığı(YOK) anlamına mı gelir?
     Seçim zamanın şimdi. Ya VAR OLMAYI seçip sonsuzluğun bir parçası olacaksın ya da YOK’u seçip sonsuzluğun “sonlanmayı seçip unutturulmaya devam eden” bir parçası OLACAKSIN. Her şekilde seçimi sen yapacaksın . Ya NUR ya NAR olacaksın, ya KUL  ya KÜL olacaksın ama unutsan da unutmasan da aslında HİÇ hiç OLMADIĞIN GİBİ HEP AMA HEP VAR OLACAKSIN.
YÜZGEÇLERİMİ HAVALANDIRIP, KANATLARIMA SU SERPEREK KİM OLDUĞUMU BANA HATIRLATAN LEVH-İ MAHFUZ İPİNE SARILMAK NE KADAR GÜZELMİŞ.

23 Temmuz 2012 Pazartesi

CENNETİN ADRESİNİ VEREN BİR LEVHA BULDUM.
 ANLADIKLARIMDAN BİR TARİF ÇIKARDIM :

  1-  ALMAK İLE VERMEK ARASINDAKİ FARKIN KAYBOLDUĞU YERİ BUL.
                          (KİMİLERİ SIFIR DA DERLER ORAYA*)

  2-  ORADA KALMAYA ÇALIŞ.
        ÇALIŞ ÇÜNKÜ ORASI ZORLU BİR BEKLEME DURAĞIDIR.
                    ( KALABİLMEN İÇİN İNANMAN ŞART UNUTMA*)

  3-  TÜM 1 LER İÇİN "0 DURAĞI" VAKİT GELDİĞİNDE
        SONSUZLUĞA AÇILAN BİR KAPI OLACAKTIR               (...1,9999999999999...)
                                                                                                    AFİYET OLSUN.

*SIFIR NE DEMEK DERSEN ,1,9'U MERAK EDERSEN VEYA İNANMAK İÇİN KUVVETLİ SEBEPLERİM OLMALI DİYORSAN TÜM BU SEBEPLER LEVH-İ MAHFUZDADIR.

6 Temmuz 2012 Cuma

                              BİR HÜCRENİN YOLCULUĞU

Bir hücrem olduğunu düşün benim sonsuz bedenimde.
Bazen ciltte, bazen midede şekillenip sürekli dolaşan bir hücrem.
Benim varlığımdan nasıl haberin olabilirdi?

Sana gelen besinler, oksijen ve bazen de zararlı atıkların farkına varırdın önce.
Sonra yanıbaşında ölen ve yeni oluşan hücreleri gördüğünde sorgulamaya başlardın kim olduğunu. Sonunda bulduğunda beni ve anladığında BİZi,
Son bir şekillenme ile beyin hücrem olmaya hak kazanırdın, bir daha hiç "ölmesi" gerekmeyen...
Anlamak isteyenler için BİZ(HEPİMİZ)i Levh-i Mahfuz tavsiyemdir.

2 Temmuz 2012 Pazartesi

                       Hep zannettik ki 
   "Sen şunları şunları yap, ben de seni cennete sokayım" ya da "Bunları yapmazsan cehenneme girersin" gibisindendi bu din de.
   Aslında çok yanılmışız. Dünyadaki bozuk düzenmiş bizi bu dini de böyle düşünmeye iten. Çıkar dünyası ya da ceza korkusu aşılanmış bir kere bize.
  Oysa islam bir okulmuş. "Kendi mutluluğumuzu ancak bizim yaratabileceğimizi ve bunun için de hiçbir şeye muhtaç olmadığımızı anlatmaya çalışan bir okul
".
   Bizden istenen "arınmak" bu esaretten arınmakmış. Gerçek özgürlüğün adına cennet, esaretin adına ise cehennem deniyormuş çünkü bu okulda.
  Vakti geldi artık bu zincirleri kırmanın diyen ve esaretten kurtulmak için cesaretin şart olduğuna inanan herkese en cesur(tüm korkularından arınmış) halleriyle sonuna kadar okumalarını şiddetle değil sevgiyle tavsiye ediyorum Levh-i Mahfuz'u.

15 Haziran 2012 Cuma

Sevdiğim bir yazıyı hepimiz(biz)le paylaşmak istiyorum.
Yazarını bilmiyorum ama yazan : 'biz' denilebilir.
BİZ ( 1 )
 …İnsanlığın tekamül yolunun zaten ilk zamanlardan beri bilindiğini ve gerçek bilgilere bir şey katılamayıp, öğrenilemeyeceğini, sadece “HATIRLANABİLECEĞİNİ” söylüyor bazı düşünürler. UNİ/verso yani birliğe/tekliğe doğru. Yani tekamül kısaca ben-biz-birlik yolu.
Bence ‘BİZ’ …9′un ‘0′ olup sonsuza=RAHMAN’a katılma yolu. (Sonsuzluk+sonsuz ‘0′ lar) = Univers başka değişle. Ancak burada UNİ TEK olmayı DEĞİL ‘BİRLİĞİ’ temsil etiğinin ayıracına çok iyi varmak lazım.
Basit bir kelime oyunu gibi görünen şey NEDEN Mİ bu kadar ÖNEMLİ? Bu ince ayırım çok önemli hatta EN ÖNEMLİ. Birlik demek ‘ÇOKLUK’ tan oluşan bütünlüktür ki gelişmeye açıktır. ‘TEK’lik ise aynı formda olmaktır, bire bir benzer olmaktır ki değişime ve en önemlisi gelişime kapalıdır.
 Kabalacıların mistizmi en çok dejenere ettiği yer UNİ deki bu anlayış farkıdır. Teklik amaçsa; zaten mevcuttur, gelişme olmaz hatta sonuç eşitlik olur ki ‘biz’den bahsedilemez ve herkesin TANRISI’NI unutup kendisini ilahlaştırması HAKKI kaçınılmaz olur.
 Sen bensin. Ben senim. Ya da sen benim zamanda saçılmış halimsin. Ya da kırılmış aynada farklı farklı görünen aynı yüz tanımı, dağıttım topluyorum’a gelir ki Tanrı da sensin evren de sensin demek olur. Kabala amacına ulaşır; yaratan da benim yaratılan da.
Sonuç Tanrı’nın inkârıdır. Yaratılan insanın; kendisini tanrılaştırmasıdır ki ‘Kabala’ nın istediği Rahman ve Rahim’in ayrı düşmesi gerçekleşmiş, esas amaç olan Rahim’in Rahman’a kavuşması engellenmiş olur.
Eğer UNİ teklik değil de ‘BİRLİK’ olarak kavranırsa, ‘VASİ’sıfatıyla YARATAN’IN hem kendisini ve hem de kendi RUH’undan üflediğini genişleteceğini; her ‘0′ nun ayrı ve özel olduğunu ,’0 ‘ ne derece gelişirse gelişsin ister şu andaki tanrı seviyesine gelsin gene de zerre kalacağını ve bu anda da ALLAH’ ın ‘0’ na göre gene sonsuz olacağını kavrar. 
Bu birlikteliğe ‘tek’değil ‘BİZ’ denir.
Farklı birçok irade den oluşmuş bir ‘UNİ’ irade=BİZ (DİKKAT: ler eki yok)…
                       Neden ler eki yok merak edenlere Levh-i Mahfuz tavsiyemdir.